Music press kitsQuantcast

8 Mart 2010 Pazartesi

DÜŞÜNCENİN GÜÇSÜZLÜĞÜ 




Pratikte sevmeyi öğrenemedim. Büyüyen boşluğuma istediğim şekli veremedim. Ait olmak istedim hep bir yerlere; ama hep yalnız kaldım kendi tercihimle. Bir aşk istedim ruhumu besleyen, bir öğünde bitmeyen. Bir mayın tarlasında adımlarıma dikkat ediyorum; ama tahmin etmek güç olacakları. Ölüme yakın, yaşama uzak bir nokta benimkisi, kimsenin olmak istemediği. İçimde bir ukte kalmadı, doğrular yanlışlar vardır hayata; ama kişisel klişeler işler bu düzende. Bense dışındayım herşeyin. Önüm açık, rüzgar kuvvetli. Bıraksam kendimi, gerçekleri yaşamam an meselesi. An meselesi tuzağa düşmem. Bazen gerekiyor, ihtiyaç ruha merhem. Sahip olmak istemem sana, sadece paylaş benimle istediklerini. Zoraki sevmem, ihtimaller... İşte şimdi başlıyor, beni bana bırakan saatler...

18 Şubat 2010 Perşembe

BURST-Lazarus Bird








   Üçüncü gün;baştan söylemem gerekir ki uzun zamandır keşvettiğim en müthiş ve etkileyici grup.özellikle de son albümleri "Lazarus Bird" ve tabiki beni en çok vuran parça " l exterminate the l "....
   Belki de bukadar etki yaratmasının sebebi beni kötü zamanımda yakalamış olmasıdır,belki de sizde dinleyince anlamsız bir nefret duyup geçminize,bu gününüze lanet okuyacak,sonra ilerleyen dakikalarda bir hüzün,çaresizlik ya da garip bir melankoli durumunda kalacaksınız,bunu bilemem tabi,dinlediğinizde siz hissettiklerinize bir ad verirsiniz artık...
    Neyse gelelim grubumuza; İsveç çıkışlı BURST myspace'e ve bazı sitelerde metal/progressive/rock türleri adı altında sınıflandırılmış fakat aslında türleri daha çok postmetal/postrock türlerine daha yakın...grubun kendi sitelerinden gördüğüm kadarıyla toplamda dört albümleri var.buradan verebileceğim başka  bilgi, belki ip ucu mahiyetinde şunu söylemek yanlış olmaz,eğer Mastadon dinleyip sevenleriniz varsa mutlaka bu grubu sevecektir,yaptıkları müzik dinlerken ilk andırıyor çünkü.tabi bence onlardan daha hüzünlü ve melankolik rtimleri var,özelliklede son albümlerinde.
   Sanırım bukadar yeterli,daha fazla uzatmadan sözü BURST'a bırakmak en doğrusu olacak.herkese iy dinlemeler...
   gerekli linkler ve tabi kendi şeçkim iki video....

http://www.myspace.com/burstrelapse

http://www.burst.nu/



16 Şubat 2010 Salı


Kruger-The Ox



15 Şubat'ta İsviçre'de gerçekleşen konserden video görüntüleri..Son albümlerinden açılış parçası The Ox...


. Ostermeier



M. Ostermeier 

Tek başınıza içkinizi içerken,geceleri ya da derin düşüncelere daldığınız zamanlarda oldukça iyi gelecektir..Müzikal tarz olarak ise,electronic,ambient alt yapıda;bazen minimal techno ve dub havasına da giren,dinlemesi oldukça keyif verici,kişiyi derin düşüncelere sokmayı rahatlıkla başarabilen,insanın üstünden agresifliğini alan rahatlıtıcı bir müzik diyebilirim..Burada örneklerini bulacaksınız zaten..En iyisi siz dinleyin ve siz karar verin..Herkese iyi dinlemeler..



Diesel Machine




Diesel Machine
Torture Test şu ana kadar yayınlanmış ilk ve tek albümleri..2001 yılında sessiz,sedasız çıkmış..Nedense beklenen ilgiyi görmemiş bir albüm..Artık grup elemanları kendileri mi karar verdiler de dağıttılar grubu;yoksa beklenen ilgiyi görmeyince herkes başka oluşumlara mı yöneldi bunu bilemeyeceğim..
Diesel Machine..Çok kısa tarzlarından bahsetmek gerkirse;groove metal,makinevari bir metalcore,öfkeli ve oldukça groove soundda hardcore müzik diyebilirim.Dinleyince hemen anlayacaksınız zaten..İyi eğlenceler ;
ANLAMAZ KİMSELER
Mutlu olmanı istedim sadece. Salt mutluluk. Benle bir ilgisi yok. İşte böyle birşey ben de varolan. İstemem, istemediğim hiçbirşeyi. Yolum farklı yol, sen devam et hiç aksatmadan. Ben arkandan bakarım uzun uzun. Sen kaybolana kadar bütün acılar ben de. Yüzbin derman versen almam bu derde. Kalamadık o kadar saf ve temiz aslında. Sen beni boşver. Kendi derdinle ilgilen. Yalnızlığımı boşa çıkarma. Beni yüzüstü bırak ki, doğruyu bulabileyim. Çıktım ben de bir yola. Bu da benimki. Sen ilgilenme pek. Elbet bir gün, zamanı gelecek. O kadar da kafa yorma bana. Nerden çıkarım bilinmez. Dünya küçük gelmeden bana. Bir sabah uyandığında yanında da olabilirim. Ben de garanti hiçbir şey yok. Her an kaybetmeye hazırım. Kazanmaya

10 Şubat 2010 Çarşamba

DOĞRULARI KONUŞALIM MI BİR KERE ? 
Gerçekler, benden bir parça. Bana yalanlarınızla gelmeyin sakın. Sahte gülüşler, ezberden okunan kelimeler istemiyorum. Bana sadece kendinizi getirin. Açık seçik, her ne şekilde olursa olsun. Bu daha makbul. Oyun oynamayın sakın. Bir bilinmezlik sokmayın araya. Cevaplar net, sorular açık. Çekip gitmekte serbestsin. Tanıyamadığın bu ben, tanıyamayacağın bir sen olur. İçinden ne geçerse, söyle gerçek yapalım o zaman. Hayatı geniş açılarla yaralayalım. Bir çizik de sen at resminin en mükemmel yerine. Ne de olsa o da boş. Senle geçecek her dakika daha bir gerçek olsun bana. Sıyrılayım bu her yanı sentetik dünyadan. Boyutuma boyut kat. Kabul edemeyeceğim bir cevapla yaralama beni.
BENİM İÇİMDEN GEÇEN BUNLAR DEĞİL
Evet, bu bir serzeniş bir bakıma. Kendime, sana ve herkese. Güç gösterisine gerek yok desene. Buraya kadar ki herşey ispatladı beni zaten. Ama hala ezilenler var. Ezenleri ezenler var. Bilmezler ki, amaçlarına ulaşamayacaklar. Benim üstümde kimse yok. Altım da tam bir boşluk. Sanki ayrı, tek, erişilmez. Ama bakanlar var uzaktan. Çok küçükler, zayıflar, kırılganlar. Bense çok düzgün, çok mantıklı, çok doğru geldim onlara. Yaşam amaçlarını kaybetmişler bilmeden, bilmemezlikten gelmişler. Nereye gidiyorsun dersen. Koca bir boşluk benimkisi. Ama beni rahatlatan, tüm dış etkilerden uzakta bir yer. Hiç anlayamayacağım bir evre. Zihnimin boşalacağı, rahatlayacağı devre.
Amacıma ulaştığımı fark edemeyeceğim için üzülüyorum. Ama olsun, dünya beni unutacak. Bense herşeyi... Seni, onu ve en önemlisi kendimi. Bir oyun oynamıştık diyemeyeceksiniz bana. Ben de size, sizden ne kadar çok nefret ettiğimi. Sadece zevk alın, acılarınızı başkalarına satın. Bana döndüğünüzde, işte o an. Ben çoktan uzaklaşmış olacağım. Bana dair izlerimi takip edin ama. Sonunda çok şaşıracaksınız buna eminim nasıl olsa. Şimdiden bol şanslar...
DÜŞÜNME
 Günler geçiyor birbir. Hiç yavaşlamadan, hiç hızlanmadan. Aynı dakikalar, aynı saatler. Bense bıkıyorun artık, istemiyorum şu anı. Değişmeyenlere bağırıyorum, istenmediklerini anlatmaya çalışıyorum. Çaresizliğimi açığa vuruyorum, içimdeki bağıran seslere inat. İnsanlar bitirmişler, bu sancılı hayatlarını, bir bakıma çareyi umarak. Bir arkadaş, bir dost yakınlığına muhtaç. Beraber ağlamak, hüzünlü bir akşamüstünde. Belki de önlenirdi felaketler bu sayede. Belki bir fidan kırılganlığı, bir ağaç kalınlığına uzanırdı; sayısız ormana yol açılır. Doğa sana söylerdi bütün güzellikleri.
Hüznümü yarım bırakamadım. Sesli sesli söyleyemedim, bu suskunluğumun açıkta bırakmadığı derinliklerimi. İster istemez kötü oldum. Yapmak istemediklerim önümde sırada. İnatla uğraşsam da, yakınımdalar. Kopamadım bu limandan. İsterdim, bilinmezlik daha iyi sanki şuan ki  durumda. Geçmesini dilediğim fırtına, bana yaklaşmakta daha da. Bir ses duysam, onun yanına koşacağım son sürat. Unutmak için çabalayacağım onun yanında. Beni kendine benzetmesini isteyeceğim. Onun gibi, herkes gibi, kendim gibi olmak... Belki de hiç olmayacak.
SÖYLEMEYE ÇALIŞTIM

Manasız sohbetler çıkmazında. Ağzımdan çıkan her kelime yapay, sanal bir oyuncu. Sesler duyuyorum uzaklardan; sanki yakınımdalar. Yoksa içimden geçenler mi ? İnsan, insan olmaktan çıkıyor. Herşey tuşlara bağlanmış. Ayaklar sürülüyor... Yüzyüze konuşmaya cesaret, deniz altında saklanmış bir mucize. Sesler duyuyorum, beni korkutan sesler. Basmaya korkar, orda bile kendi değil. Başka bir dünya, tehlikeli. Yalnızlığına tiryaki olmanı sağlayan sersem serseri. Yüzleşmedikçe yaklaşan, yakınlaşan. Tanıyamadığın insanlar, hep beraber konuşurlar. İçinden çekip alacak hiçbir şey yok. Boş. Saydam. Belli değil. Manasız. Çoğalıyorlar; rüzgarına kapılanlar memnun gibi. Geçen zamanın dikkatini çekiyor bu. Elbet dönmeyecek. Ama konuşulanlar sahte, cevap vermeye gerek yok. Çık ve uzaklaş. Bırak; onlar yalan dünyalarında, yalan insan figürleri ile yalan bir gerçeklik ile beraber olsunlar. Canlarını yakmayanlarla beraber mutluluk ve samimiyet tabloları çizsinler tuvallerine. Çizdikçe bozulacak, boyalar akacak, resim dağılacak. Sonuçta, en sonunda ellerinde koca bir hiçlik kalacak.

28 Ocak 2010 Perşembe

YOLLAR ISLAK GİBİ


*Sakinim, hem de çok sakin. Neler olacağını bilmememe rağmen, öyleyim işte.

*İster yakınımda ol; istersen çok uzağımda. Bende artık herşey aynı değer; aynı seviye; aynı doz.

*Konuşasım gelmedi; ben de yazmaya başladım. İnsanlığı çoktan sonlandırdım. Başı sonu belli olmayan o uzun yoldan, ben uçarak uzaklaştım.

*Yaşamları inceledim uzun uzun, tek unuttuğum benim de bir yaşam alanı içinde bulunduğumdu.

*Çaresizliğin, bir çaresi yok diyorlardı bana. Sonradan düşündüm ki; herşeyin bir çaresi var. Sadece çaresizliği düşünmeden önce bir çare bulmakta herşey.

*Bana konuşan o kadar çok insana bazen diyorum ki içimden. Keşke yok olsanız; ya da beni bir an önce yok etseler. Ama bazen...

*Yolculuğa çıkıyorum bugün. Uzun mu uzun, kısa mı kısa. Hem çok bekleyeceğim bitmesi için, hem de göz açıp kapayana kadar sona erecek. Bodrum kata sakin bir yolculuk...

*Herşey için teşekkür ediyoruz ya! Bir onu anlayamıyorum. Ne demek herşey, aç kardeşim şunu!

*Tek amacım, amaçlarım arasında olmayan bir başka amacı, amaçsızca amaçlamak.

*Yollar ıslak gibi, Güneş bile çaresiz kalabiliyor. Herkes sakin olsun, panik yok.
BEN DELİ MİYİM ?


Kendi kendime konuşmaktansa; anlattım bugün. Çok ders aldım. Küçümsedim ilk başta, konuştukça güldüm, güldükçe düşündüm. Eğer senin göremediğini görebiliyorsa diye düşündüm. Aşktan bahsettik bir ara. Esinti beni başka bir yere götürmeseydi, devam da ederdi. Kafamda canlanan o mutluluk portresi, içimdeki sesle beraber bölünüyor. Sen niye karışıyorsun diye sorasım gelmiyor. Beni alt edecek diye korkuyorum. Ben kaçıyormuşum herkesten; öle diyor. Kabul etmem mi gerek, yoksa delice inkar mı etsem. Kendimle barışığım neyse ki. Her yolda bir kabul, her yolda bir zorunluluk var. Benim benimle hiç bir sorunum yok. Ama herkes, kendine dönmeden, başka yönlere dönmeye çalışıyor. Kendilerini tanımadan, insanları tanımaya çalışıyorlar. Aynı mıyız? Hayır değil. O zaman oynamaya başlasak mı oyunumuzu? Oyunun adı: Oynamak. Sadece oyna. Hayat sana gülümseyene kadar. Başka türlü arayanlar da oldu. Ama hepsi bu yolda iz bırakmak uğruna bir küçük iz oldular. Önemli olan bunu isteyerek yapmaktı. Ben bunu başardım. Yine sadece kendimin anlayacağı o şekle büründüm. Ben oydum; o da ben. Herşey, hiçbir şey...
İÇERİ ALMAYIN BUNLARI


Ertelemeli miyim? Yoksa bir sonraki karşılaşmayı beklemeden üstüne mi yürümeliyim... Gitgide artan büyük yükü, omuzlarımda taşımanın verdiği o sıcaklık, bende olmayacak yan etkiler yarattı. Eskisi kadar gereksiz olanları çöpe attım, ama yenileri eklendi. İstemiyorum dediysem de dinlemediler. Çünkü onlar bendendiler. Kirli suyumda onlar da bir kirdiler. Peşime düşmediler bu sefer; ama zorladılar beni her anımda. Yakındılar, önemsediler, gördüler beni, fark ettiler. Yanaştılar az da olsa, elimi tutmasalar da, beni kandırdılar. Dost bildiklerin tükenmez demişlerdi. Elbet bir gün anlarım, umarım geç olmaz. Geç olduğu vakit dışardakileri içeri almaya başlarım. Beni kendi kendime bırakın şimdilik...
HAYATIN ANLAMI-(birinci tekil şahıs)
 


Hayata güvenmek olmaz; ne yapacağı belli değil. Bunu şunu bahane eder; yeri gelir hiçbir şey sölemez; cevap beklersin, ses yoktur. Sonuca katlamak sana kalır. Geriye birşey bırakmaz. Tüm delillerle beraber ortadan yok olur bir süreliğine. Seçim hakkım olsaydı eğer; susma hakkımı sonuna kadar kullanırdım sana karşı. Ama olmuyor; söyleyemeyeceğim herşeyi sana söledim. İçimden ne geçtiyse hep bildin ne geçtiğini. Bütün sırlarımla sana geldim. Bütün gerçekliğimle, bütün saflığım hatta. Ama seni, sana anlatmamı söylemiştin bana. Dinlemedim; hakkında çok şey söledim. Bazen sert, bazen sinirli, bazen sakin ve sabırlı... Oluruna bırakmak istedim; başaramadım. Kontrol çabası başarısız; şu an sürükleniyoruz. Kimliği belirsiz haykırışlar eşliğinde ilerliyoruz. Ulaşamam diye korkuyorum sana. Bütün endişem mutlu sonu görememe korkusu. Bütün sıkıntı benden kaynaklı. Senin hiç suçun yok. Olsa da olur; olmasa da zaten. Beni duyduğunu ya da benden haber alıp üzüldüğünü de zannetmiyorum. Sen sadece ilerle, arkana bakmadan. Ben sana yetişmek için aceleyle de olsa arkama bakıyorum, kısa aralıklarla endişeleniyorum insanlara. Üzerime gelenlere sırtımı dönüyorum. Adeta yok oluyorum. Varlığımla girdiğim bu savaşta pusuda yatmış, bekliyorum.

....



....Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar koşun
sabah üstüme üstüme geliyor...


Herkes duymuş, herkes ezberlemiş, herkes bir bilmiş o dört noktayı, bir ben bilmem sesini, kokusunu varın doldurun o noktaları eksiği doldurabiliyorsanız...
şefaatinden vazgeçtim, bari mezarımdan taş çalma!
BİR TUHAF ADAM


Yabancı olarak kaldı hep. Yaklaşan taraf olmadı. Bir perde çekti ya da bir örtü; bilmiyorum. Sebepleri derindi, söz açılmazdı hiç. Konuşmak istediğinde sen; o hep susardı. Hiç söze girmedi. Hep bekledi. Sanki doğru bir zaman gelecekmişcesine. Bu bir yolculuk derdi bana. Hiç istemesen de katılacağın. Bir değişim. Bir aldatmaca. Her zaman kanacağın. Sanki görmediğimiz, duymadığımız, hissetmediğimiz birşeyler biliyordu. Hiç söz etmedi; ben de sormadım. Cesaretim yoktu. Onun gibi olmak beni korkutuyordu. Aynı değildik. Ben bu yalana dahildim. Biliyordum. Bu oyunun içindeki bir piyon olduğumu. O umursamıyordu... Oyun oynamazdı.

24 Ocak 2010 Pazar

to be continued...
   Sanırım kapanış için en iyi parça bu,bir süredir dinlemeden gün geçirmediğim son derece etkili bir parça yada sadece bana öyle geliyordur bilmiyorum.daha fazla bakamıyacağım monitöre ve birazda kendi içimde benimle beraber gidecek olan sayfalara yazma isteğim ağır bastı ondan buraya aktarmayı kesmem...her neyse şimdilik sizleri,Kehlvin ve Leonard Cohen'den ard arda dinleyeceğiniz Who by Fire ile başbaşa bırakıyorum...iyi  dinlemeler...





UZAYA MI ABİ ? ...

Uzun bir yolculuk yapsam; hiç bitmese hatta. Güneş yüzüme vursa bazen; bazen arkamdan batsa; bazen de yeni günü işaret etse bana. Varacak yerim olmasa, yollar da arkadaşlık yapsalar bana . Bilinmezlik deyin siz buna; ben devamlı yollarda. Varacak sıcak bir yer, karşılayacak insanlar yok. Acele etmeden; çünkü yetişecek bir yerim de yok zaten. Çalan şarkılar hislerimin tercümanı, doğa benle beraber; kucağımda bir küçük sincap. Belki de arka koltukta bir oyuncak bebek. Söz söylemeye kimsenin dermanı yok. Zaten isteseler de konuşamazlar; saygısız olmaya istekleri yok. Sincap kaçar gider, ben arkasından bakarım. Üzülürüm; ama bir tarafım sevinir ona. O da özgür; o da yollarda diyerek. Oyuncak bebek kaybolur bir zaman sonra. Yerini doldurmak kolay; hiç bir oyuncak onun yerini tutamayacak olsa da. Elimde birkaç kitap; okumuyorum bile. Sadece güzel cümleler seçiyorum içinden. Kendime göre uyduruyorum hikayeleri. Hayatımı yaşamak için, hayatı yok sayıyorum, görmezden geliyorum, hafife alıyorum onu. Kafam tertemiz; yeni yıkanmış bir iç çamaşırı ferahlığıyla düşünüyorum; bütün ayıplarımla, bütün gizemlerimle işte ben gidiyorum. Yolları arkadaşım sayarak, içimde bir burukluk... Bunu hak edecek biri yok muydu? Beni benle yalnız bırakmayacak birileri? Elbet yok olacağız, hiçbir şey hatırlamayarak. Aslında çok iyi bir son benim için. Her seferinde başarısız olmaktansa; yanıma bir yük almadan çıkmıştım yola. Bir örümcek aklıyla uğraşmaktansa; bir örümceği almıştım yanıma. Onun beni anlaması gerekmiyordu. Ama ben onu anlıyor gibiydim. Üzülmüştüm; ağlamıştım da. Hayvan olmanın alçakgönüllülüğüyle... İnsan olmaktan bıkmış bir kaçık manyaklılığıyla... Sevdam yok; onun da olmasını isterdi herkes. Birşeyleri eksik diyecekler hikayeye. Laf arasında konuşacaklar. Arada kulaklara fısıldayacak ağızlar. Ben yoldayım; ama bana ulaşamayan her söz... Havaya bir gaz bulutu daha. Biraz daha karbondioksit, azot, oksijen karışımına... Kulağıma gelen o her yaşanmış şarkı sözlerinde; kendimi aramaya koyuldum sırayla. Zaman ve yol akıyordu bir yandan. Her insanı düşünemezdim; ama onu yapmaya da çabalamıştım. Boş boş, belirsiz anılar belirdi. Hatırı sayılır olaylar geçtiyse de hepsini unuttum ben. Hiç kimseyi suçlamıyorum. Suçlayamıyorum; elimde hiç kanıtım yok. Dünyada nefes alan her insan gibiyim bende. Farklar, benzerlikleri yaratır sonunda. Her yol aynı sona mı çıkıyor yoksa. Bende bir yoldayım, bir yolculukta, bir başkaldırışta. İçimde büyüyen yalnızlığımla... Elveda demeden herkese, bir bana bakın, bir de kendinize. Söylecek sözlerim bitti; şimdi sıra kimde?
İÇERİ ALMAYIN BUNLARI


Ertelemeli miyim? Yoksa bir sonraki karşılaşmayı beklemeden üstüne mi yürümeliyim... Gitgide artan büyük yükü, omuzlarımda taşımanın verdiği o sıcaklık, bende olmayacak yan etkiler yarattı. Eskisi kadar gereksiz olanları çöpe attım, ama yenileri eklendi. İstemiyorum dediysem de dinlemediler. Çünkü onlar bendendiler. Kirli suyumda onlar da bir kirdiler. Peşime düşmediler bu sefer; ama zorladılar beni her anımda. Yakındılar, önemsediler, gördüler beni, fark ettiler. Yanaştılar az da olsa, elimi tutmasalar da, beni kandırdılar. Dost bildiklerin tükenmez demişlerdi. Elbet bir gün anlarım, umarım geç olmaz. Geç olduğu vakit dışardakileri içeri almaya başlarım. Beni kendi kendime bırakın şimdilik...
BOŞ BOŞUNA UĞRAŞMA























Sen de kimsin? Beni bana anlatan ahmak. Çözüm önerilerinle geldiğin gibi, lütfen geri dön, uzaklaş. İkilemlerimle başbaşa kalayım. Kafamı yorayım, usanayım. Ben en iyiyim, kendi içinde savaşan bir dev. Sözüm ona beni tanıyorlarmış,size bu yolda başarılar. Tek ayağımı kaldırdığımda, ilk önce siz gülün bana. Sesimi çıkarmam. Uzaklaşırken de ilk önce siz el sallayın. Sevineyim böylece, sizin de insan olabileceğinize; ya da korkudan konuşamadığınızı görüp bazen normal davrandığınıza. Başka kelimeler de kullanmak isterdim. Sakıncası olmadan konuşabilmeyi başarabilenlere. Ama bazen sınırları çizmeden siz, o hayali sınırı çizenleri de görmelisiniz. İşte hep arkada parlayan, uzaktaki ışıklar onlar. Asıl takdiri ve saygıyı hak edenler.
       YAŞAM ALANIM DARALIYOR


Duygularımı açığa vurmak istemiyorum artık. Çevremde dönen onca sahte oyuna katlanmamakiçin.Söyleyemeyeceğimiz her söz, artık çok kolay herşey. Sadece istesen yeter. Burda olmaz dedim. Çünkü sahte buralar ya da sahte sanacağımız kadar gerçek. Bilmiyorum, emin değilim. Son kararımı sorma bana. Olmayan birşeyi söylemeyeceğim sana. Kafam güzel olsa da, duygularım yerinde, düşüncelerim de. Kahraman olmalı mıyım, yoksa köşemde, rahat yerimde beklemeli miyim? Karar aşamasında değilim. Rahat mıyım? Koca bir hayır. O rahat köşe bile dar gelmeye başladı bana. Ne yapmam gerekiyor? Bilmiyorum... Rasgele yapılan hamlelerle ayaktayım. Hatıraları bitirdim. Endişe, geleceğe odaklandı. Odak noktası yok. Belirli bir şekil, şema yok. Belirsizlik şuan için...

Alexander Hacke - Per Sempre Butterfly


Bazen sizi kimsenin anlamadığı anlar oluverir;yanınızda kimse olmaz..Kendinizi yalnız hissedebilirsiniz.Bu ergenlik sorunu;kimse beni anlamıyor problemi uzun sürebilir..Bazen beni de kendine çeken bu ergen sorunsalı aslında basittir;fakat bilerek ya da bilmeyerek bunu çözmek bizim elimizde olmasına rağmen,çözmek istemeyiz sanki..

Sorunlar sadece bizi bulurmuşcasına insanlara ve Dünya'ya olan nefretimiz;belki de üzüntümüz bazen sınırları aşabilir..Ağlamak isteyebiliriz.İşte burada müzik devreye girer bence..O anki ruh halimiz ve dinlediğimiz müzik bizi normalden fazla etkileyebilir..Mesela sinir halinde çok gaz bir death metal grubunu dinleyip üst komşunuzu öldürme girişiminde bulunabilirsiniz..Şaka tabii :)))

Neyse kısaca  Alexander Hacke'nin solo çalışmalarından Sanctuary albümünden bir parça özellikle beni çok etkiledi..uzunzamandır da bu böyle devam diyor..Etkisini halen ilk kez dinlemiş gibi hissedebiliyorum.İşte önemli olan bir çalışmada bunu yapabilmek bence..Bu başarılı ve bir başyapıt yaptığınızın göstergesidir..Her sanat çalışması için zor bir şeydir..Alexander Hacke ve emeği geçen tüm müzisyenlere, beni ağlatmaya yakın bu parçayı yaptıkları ve gerçekleştirdikleri için sonsuz teşekkürlerimi sunmak isterim..Alexander Hacke ve mükemmel albümünden en can alıcı parçalardan biri
Per sempre butterfly burada:
http://www.myspace.com/alexanderhacke



Nasum-Wrath




Nasum..Yeri geldiği zaman çok çok hızlı,bu yönünü math-core tarz gruplara benzetiyorum;belki de Nasum grubundan etkilenmişlerdir..Zaman zaman yavaşlayan kafa göz yaran öldürücü rifflere sahip bir grup oluveriyor Nasum..Çok şiddetli bir dolu yağışından sonra;yağmurun aslında size etki etmediğini bunu dolu yağışının acısından sonra yağmurun sizi pek de etkilemediğini hissedersiniz ya.İşte tarif etmeye çalıştığım da bu.Nasum'da bunu yakalayabiliyorsunuz..Deli gibi girip bir anda sizi can alıcı ritimlerle,rifflerle,yaptıkları müzikle afallatabiliyorlar..Yağmur insana zevk vermez,hele ki şiddetliyse..İşte Nasum dolu yağışa yakalanmanıza ve sonrasında şiddetli yağmurda bile nasıl zevk alınabileceğini gösteren bir grup..


http://www.myspace.com/nasumband


I USED TO THİNK


Yaşamadan bilemez insan. Her güne, dün yaptığı birşeyin yanlış olduğu gerçeğiyle uyanır insan. O şartlar altında doğru olan o değildir, tecrübe etmiştir, eğitilmiştir bir bakıma. Her pişmanlık bir serzeniş bize, yolu gösteren bir tabela yoldan çıkana. Bıçak gibi kesti rüzgar, aniden değişti hava. İşte buna benzeriz, aslında böyleyiz. Bu kadar kolay olmasa da, aklımıza geldiğinde güleriz. Aylar sonra anlamayız, kendi kendimize konuşur, değiştiğimizi hissederiz. Her yeni olayda, her yeni virajda, her yeni sapakta tekrar tekrar, tekrar eder bu sıra. Sıranın bize geldiği vakit aydınlanma vaktidir. Belki yanılıyorumdur, belki bir yerde bir yanlışım var. Ama söylenenler açık, öncesinde görünmeyen çok şey var. Sonrasında anlaşılmayan da... Eğer bu kadar kolay olsaydı, ağlamaya gerek kalmazdı. Ağlamasak da olmazdı. İşler yoluna girdiğinde ise gülmeden geçilmez bu dakika. Hayatta olman, senin için bir mucize. Bazıları için sıradan, gereksiz ve değersiz. Yaşamadan bilemez insan. Her güne, dün yaptığın yanlışları anımsayarak; çoğu zamanda yapacağın yanlışlar için başlarsın ... Bunun değerini ancak ve ancak kendini bildiğinde anlarsın...

20 Ocak 2010 Çarşamba

SEN BENİ ANLAYAMAZSIN BE KUZUM 


                            


Özlemini çektiğin herşeyin birgün gerçek olacağına dair olan düşüncelerinin hepsini bırak bir köşeye; elinde hiçbirşey kalmayana dek... Rahatla artık. Gevşe. Ağla. İsyan et. Çevrene baktığında gördüğün yabancı kalabalığa aldırmadan. Onlar seni uzaktan seyredenler, konuşmayı beceremediklerin... İçinden geçen nelerse, bir kere de onları dinle. İçindeki bütün sıkıntıları bırak; bırak, özgür kalsınlar. Sevmediklerine katlanmana gerek yok; ruhunu bu yükten kurtar, ayrıl dünya üzerindeki bütün kavgalardan, çekişmeme kararı al. Sonrasını düşünmekten kurtulamaman, bir ihtiyaçtı sanki sana. Onsuz ne kadar da güçsüzleşiyorsun oysa. Uzaktan seyretmek bana bir işkence olsa da, yalnızlığa vurgu yaptım her satırımda. Hüzünlü gelmiyor değil, ben de ağlamak istedim; ama başaramadım. Sen uzaklaşırken yanımdan, gözlerinin parlaklığı, benim karanlığımı aydınlatamadı. Bir ışık olsa da göremez sonunu, istemez girmek. İşte bu sebepten aram hep açıktır onlarla. Benden korkacaklarına, beni tanımasınlar istedim. O kadar büyük bir boşluk ki, ne koyduysan hava da kaldı sanki. Hiçbir nedenim yok, biliyorum senin de yok; ama bazen gelişmeleri ayarlama konusunda çaresiz kalıyor insanlık. Hüzün depomu doldurdun, acılar bana değmiyor artık. Kendini sevmeyen, başkasını sevmeye çabalarsa, olmaz. Yakışmaz. Sen git şimdi. Benim en çok kendime ihtiyacım var. Keşke diyorum bazen, benim ilacım da bir insan olsa. Bir beden, bir ruh, tatlı bir gülüş, duygusal söz karmaşası, ağlayan bir yüz, aşkın simgesi bir bakış. Kes kalbimi yerinden, gerek yokmuş aslında hiç...
KENDİMİ HEP BU HALDE BULDUM BEN

















































Alışmaya başladım. Benim  için tehlike çanları çalıyor artık. Duyduğum sesden korkmuyorum ama. Her insan bazen sürüklenir, bazen kendi yön verir hayatına. Olacakları kestiremez, sadece tahmin eder aslında. Bense çözmüş gibi davranıyorum herşeyi. Elimden geldiğince kendime göre nefes alıyorum. Kalbim atıyor sanki; ama tam olarak anlayamıyorum. Sonunda kulak vermemeye çalışıyorum. Sonrasından korktuğum için açıklayamıyorum. Sebeplerin, sonuçların önüne geçmesinden korkuyorum. Sebep aramaktan vazgeçiyorum; çünkü hep kaybeden oluyorum. Siyah bir gecede kapkara bir kapı arıyorum. Bulabilecek miyim merak ediyorum.
SONSUZLUK İŞTE BÖYLE BİRŞEY


                  




Bileğimden akan kanları seyretmeye çalıştım ilk anda. Baktım gittikleri yere, fışkıran kanımın özgürce çıkışına odaklanmaya çalıştım. İçimin çekildiğini hissediyorum. Birşeyler yok oluyor, sonumun başlangıcına gidiyorum galiba. Bütün hissettiğim, daha önce hissetmediğim hafiflik hissi. Her yerim karıncalanmaya başladı. Uçmaya yeltenmek üzereyim. Ne olacağından habersiz beklemekteyim. Son dakikalarımda tek düşünebildiğim sensin. Anlaşılmaz kanıtım, yalnız oluşum; son nefesimde duyabildiğim tek ses su sesi. Onlar da, akıp giden zamana yoldaş olacaklar. Bense, son uykumda yok olacağım.
DÜNYA BUNA DEĞER Mİ ?


































Seni de, onu da seviyorum. Ayırt edebilmem imkansız. Ordakini de beğendim, şu da çok güzelmiş. Tanıyabilmek her tanımak istediğini yani. Ortak birkaç dakika yaratma isteği, sonu olmayan. Aynı hisleri paylaşma arzusu, çok uzun olmasa da. Bir iz, senden bir parça. Onu anlayabildiğine dair bir kanıt. Tüm istediğim bu. Benim sonum yok. Anlayamayacağımı mı zannettin... Bir arka bahçe ki bendeki. Ucu bucağı olmayan... Hiç girmesen yeri...

Battle Of Mice - A Day Of Nights 2006


*
       Aşağıdaki kayıtta da bahsettiğim Made Out Of Babies grubunun vokalindeki JULİE CHRİSTMAS hanfendinin diğer çalışması.o kadar ki altta paylaştığım albümle bu albümü birbiri ardına ya da iki albümün parçalarını karıştırarak bir kulaklıkla dinlenenle ilgili hiçbir görsel bilgiye bakmaksızın dinlediğinizde sanki tekbir albüm dinliyormuşsunuz hissine kapılabilirsiniz.bunu yapılan işlerin kalitesine vurguda bulnmak için yazdım.neyse dinlemek isteyenler için linki yine yazımın sonuna iliştiriyorum.iyi dinlemeler...

dinlemek için: www.myspace.com/battleofmice
indirmek için:http://www.mediafire.com/?6btrbmmoqta

Related Posts with Thumbnails