Music press kitsQuantcast

19 Aralık 2009 Cumartesi

Yalnızlık kendi seçimiydi. Ya da böyle olduğuna inanmak istiyordu. Bu kendini daha iyi hissetmesini sağlamak için uydurduğu bir düşünce de olabilirdi, ama irdelemeden bilinçaltına itmeyi tercih ederdi bu tip meseleleri.
Mutfağa gidip çaydanlığa su doldurdu. En son saate baktığında gece 2 idi. Kahve, daha da uykusuz kalmasına sebep olacak, sabahki dersi kaçıracaktı gene. Hep kurgulardı zaten bunları, sonradan unutup kendi kendine hayıflanabilmek için. Alışmıştır pişmanlıktan başka dert edinmeyi bilmeyen, bu dertten başka birşey hissetmeyen bu bünye.
Bu sefer bu farkındalık su yüzüne çıktı, annesinin cesedi nehirden sürüklenmiş yanına gelmişti sanki. Titremeye başladı, çaydanlıktan akan suyu ayak parmaklarında hissediyordu.
Kaç yıldır böyleydi?
Saymayı da unuttu. Hep sorun arıyordu, yıllardır. Sanki “ben daha sorunlarımla uğraşıyordum” diyebilmek için olası bir ölüm sonrası sualde yıllardır sorunlarla uğraşıyordu… kendi yarattığı sorunlarla.
Ve bunu anlatmak için bilgisayar başına geçip bir hikaye yazdı. Bu hikayeyi okuyan insanların hiçbiri bu anlatılanları üzerine alınmadı. Onların dertleri gerçekti çünkü. Sorunlarını kendileri yaratmıyorlardı. Var olmanın tadına varmayı denemek ne hadlerineydi! Dersler, çalışmak, para, açlık…
Başkalarının yarattığı sorunları kendilerinin kabul ediyorlardı. Böylesi daha da kötüydü ama bunu da asla kabullenmediler. Kabullenmek zaman ve sabır ister çünkü.



Apathetic...part:1

İçime düşen tüm (cennet)lere bakıyorum.
Ellerimle tuttuğum (cennet)ler gördüm,
fakat bıraktım.

Tutamadığım sözler gördüm,
azaltamadığım acılar,
iyileştiremediğim yaralar,
dökemediğim gözyaşları,
kederlenemediğim ölümler gördüm,
karşılık veremediğim dualar,
açmadığım kapılar,
kapatmadığım kapılar,
geride bıraktığım sevgililer,
ve yaşamadığım hayaller,
kabul edemediğim,
bana sunulanların hepsini gördüm.

Arzu ettiğim,
fakat asla almadığım mektuplar gördüm.
Olabileceklerin tümünü gördüm,




fakat asla olmayacak..
Related Posts with Thumbnails