Music press kitsQuantcast

28 Ocak 2010 Perşembe

YOLLAR ISLAK GİBİ


*Sakinim, hem de çok sakin. Neler olacağını bilmememe rağmen, öyleyim işte.

*İster yakınımda ol; istersen çok uzağımda. Bende artık herşey aynı değer; aynı seviye; aynı doz.

*Konuşasım gelmedi; ben de yazmaya başladım. İnsanlığı çoktan sonlandırdım. Başı sonu belli olmayan o uzun yoldan, ben uçarak uzaklaştım.

*Yaşamları inceledim uzun uzun, tek unuttuğum benim de bir yaşam alanı içinde bulunduğumdu.

*Çaresizliğin, bir çaresi yok diyorlardı bana. Sonradan düşündüm ki; herşeyin bir çaresi var. Sadece çaresizliği düşünmeden önce bir çare bulmakta herşey.

*Bana konuşan o kadar çok insana bazen diyorum ki içimden. Keşke yok olsanız; ya da beni bir an önce yok etseler. Ama bazen...

*Yolculuğa çıkıyorum bugün. Uzun mu uzun, kısa mı kısa. Hem çok bekleyeceğim bitmesi için, hem de göz açıp kapayana kadar sona erecek. Bodrum kata sakin bir yolculuk...

*Herşey için teşekkür ediyoruz ya! Bir onu anlayamıyorum. Ne demek herşey, aç kardeşim şunu!

*Tek amacım, amaçlarım arasında olmayan bir başka amacı, amaçsızca amaçlamak.

*Yollar ıslak gibi, Güneş bile çaresiz kalabiliyor. Herkes sakin olsun, panik yok.
BEN DELİ MİYİM ?


Kendi kendime konuşmaktansa; anlattım bugün. Çok ders aldım. Küçümsedim ilk başta, konuştukça güldüm, güldükçe düşündüm. Eğer senin göremediğini görebiliyorsa diye düşündüm. Aşktan bahsettik bir ara. Esinti beni başka bir yere götürmeseydi, devam da ederdi. Kafamda canlanan o mutluluk portresi, içimdeki sesle beraber bölünüyor. Sen niye karışıyorsun diye sorasım gelmiyor. Beni alt edecek diye korkuyorum. Ben kaçıyormuşum herkesten; öle diyor. Kabul etmem mi gerek, yoksa delice inkar mı etsem. Kendimle barışığım neyse ki. Her yolda bir kabul, her yolda bir zorunluluk var. Benim benimle hiç bir sorunum yok. Ama herkes, kendine dönmeden, başka yönlere dönmeye çalışıyor. Kendilerini tanımadan, insanları tanımaya çalışıyorlar. Aynı mıyız? Hayır değil. O zaman oynamaya başlasak mı oyunumuzu? Oyunun adı: Oynamak. Sadece oyna. Hayat sana gülümseyene kadar. Başka türlü arayanlar da oldu. Ama hepsi bu yolda iz bırakmak uğruna bir küçük iz oldular. Önemli olan bunu isteyerek yapmaktı. Ben bunu başardım. Yine sadece kendimin anlayacağı o şekle büründüm. Ben oydum; o da ben. Herşey, hiçbir şey...
İÇERİ ALMAYIN BUNLARI


Ertelemeli miyim? Yoksa bir sonraki karşılaşmayı beklemeden üstüne mi yürümeliyim... Gitgide artan büyük yükü, omuzlarımda taşımanın verdiği o sıcaklık, bende olmayacak yan etkiler yarattı. Eskisi kadar gereksiz olanları çöpe attım, ama yenileri eklendi. İstemiyorum dediysem de dinlemediler. Çünkü onlar bendendiler. Kirli suyumda onlar da bir kirdiler. Peşime düşmediler bu sefer; ama zorladılar beni her anımda. Yakındılar, önemsediler, gördüler beni, fark ettiler. Yanaştılar az da olsa, elimi tutmasalar da, beni kandırdılar. Dost bildiklerin tükenmez demişlerdi. Elbet bir gün anlarım, umarım geç olmaz. Geç olduğu vakit dışardakileri içeri almaya başlarım. Beni kendi kendime bırakın şimdilik...
HAYATIN ANLAMI-(birinci tekil şahıs)
 


Hayata güvenmek olmaz; ne yapacağı belli değil. Bunu şunu bahane eder; yeri gelir hiçbir şey sölemez; cevap beklersin, ses yoktur. Sonuca katlamak sana kalır. Geriye birşey bırakmaz. Tüm delillerle beraber ortadan yok olur bir süreliğine. Seçim hakkım olsaydı eğer; susma hakkımı sonuna kadar kullanırdım sana karşı. Ama olmuyor; söyleyemeyeceğim herşeyi sana söledim. İçimden ne geçtiyse hep bildin ne geçtiğini. Bütün sırlarımla sana geldim. Bütün gerçekliğimle, bütün saflığım hatta. Ama seni, sana anlatmamı söylemiştin bana. Dinlemedim; hakkında çok şey söledim. Bazen sert, bazen sinirli, bazen sakin ve sabırlı... Oluruna bırakmak istedim; başaramadım. Kontrol çabası başarısız; şu an sürükleniyoruz. Kimliği belirsiz haykırışlar eşliğinde ilerliyoruz. Ulaşamam diye korkuyorum sana. Bütün endişem mutlu sonu görememe korkusu. Bütün sıkıntı benden kaynaklı. Senin hiç suçun yok. Olsa da olur; olmasa da zaten. Beni duyduğunu ya da benden haber alıp üzüldüğünü de zannetmiyorum. Sen sadece ilerle, arkana bakmadan. Ben sana yetişmek için aceleyle de olsa arkama bakıyorum, kısa aralıklarla endişeleniyorum insanlara. Üzerime gelenlere sırtımı dönüyorum. Adeta yok oluyorum. Varlığımla girdiğim bu savaşta pusuda yatmış, bekliyorum.

....



....Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar koşun
sabah üstüme üstüme geliyor...


Herkes duymuş, herkes ezberlemiş, herkes bir bilmiş o dört noktayı, bir ben bilmem sesini, kokusunu varın doldurun o noktaları eksiği doldurabiliyorsanız...
şefaatinden vazgeçtim, bari mezarımdan taş çalma!
BİR TUHAF ADAM


Yabancı olarak kaldı hep. Yaklaşan taraf olmadı. Bir perde çekti ya da bir örtü; bilmiyorum. Sebepleri derindi, söz açılmazdı hiç. Konuşmak istediğinde sen; o hep susardı. Hiç söze girmedi. Hep bekledi. Sanki doğru bir zaman gelecekmişcesine. Bu bir yolculuk derdi bana. Hiç istemesen de katılacağın. Bir değişim. Bir aldatmaca. Her zaman kanacağın. Sanki görmediğimiz, duymadığımız, hissetmediğimiz birşeyler biliyordu. Hiç söz etmedi; ben de sormadım. Cesaretim yoktu. Onun gibi olmak beni korkutuyordu. Aynı değildik. Ben bu yalana dahildim. Biliyordum. Bu oyunun içindeki bir piyon olduğumu. O umursamıyordu... Oyun oynamazdı.

24 Ocak 2010 Pazar

to be continued...
   Sanırım kapanış için en iyi parça bu,bir süredir dinlemeden gün geçirmediğim son derece etkili bir parça yada sadece bana öyle geliyordur bilmiyorum.daha fazla bakamıyacağım monitöre ve birazda kendi içimde benimle beraber gidecek olan sayfalara yazma isteğim ağır bastı ondan buraya aktarmayı kesmem...her neyse şimdilik sizleri,Kehlvin ve Leonard Cohen'den ard arda dinleyeceğiniz Who by Fire ile başbaşa bırakıyorum...iyi  dinlemeler...





UZAYA MI ABİ ? ...

Uzun bir yolculuk yapsam; hiç bitmese hatta. Güneş yüzüme vursa bazen; bazen arkamdan batsa; bazen de yeni günü işaret etse bana. Varacak yerim olmasa, yollar da arkadaşlık yapsalar bana . Bilinmezlik deyin siz buna; ben devamlı yollarda. Varacak sıcak bir yer, karşılayacak insanlar yok. Acele etmeden; çünkü yetişecek bir yerim de yok zaten. Çalan şarkılar hislerimin tercümanı, doğa benle beraber; kucağımda bir küçük sincap. Belki de arka koltukta bir oyuncak bebek. Söz söylemeye kimsenin dermanı yok. Zaten isteseler de konuşamazlar; saygısız olmaya istekleri yok. Sincap kaçar gider, ben arkasından bakarım. Üzülürüm; ama bir tarafım sevinir ona. O da özgür; o da yollarda diyerek. Oyuncak bebek kaybolur bir zaman sonra. Yerini doldurmak kolay; hiç bir oyuncak onun yerini tutamayacak olsa da. Elimde birkaç kitap; okumuyorum bile. Sadece güzel cümleler seçiyorum içinden. Kendime göre uyduruyorum hikayeleri. Hayatımı yaşamak için, hayatı yok sayıyorum, görmezden geliyorum, hafife alıyorum onu. Kafam tertemiz; yeni yıkanmış bir iç çamaşırı ferahlığıyla düşünüyorum; bütün ayıplarımla, bütün gizemlerimle işte ben gidiyorum. Yolları arkadaşım sayarak, içimde bir burukluk... Bunu hak edecek biri yok muydu? Beni benle yalnız bırakmayacak birileri? Elbet yok olacağız, hiçbir şey hatırlamayarak. Aslında çok iyi bir son benim için. Her seferinde başarısız olmaktansa; yanıma bir yük almadan çıkmıştım yola. Bir örümcek aklıyla uğraşmaktansa; bir örümceği almıştım yanıma. Onun beni anlaması gerekmiyordu. Ama ben onu anlıyor gibiydim. Üzülmüştüm; ağlamıştım da. Hayvan olmanın alçakgönüllülüğüyle... İnsan olmaktan bıkmış bir kaçık manyaklılığıyla... Sevdam yok; onun da olmasını isterdi herkes. Birşeyleri eksik diyecekler hikayeye. Laf arasında konuşacaklar. Arada kulaklara fısıldayacak ağızlar. Ben yoldayım; ama bana ulaşamayan her söz... Havaya bir gaz bulutu daha. Biraz daha karbondioksit, azot, oksijen karışımına... Kulağıma gelen o her yaşanmış şarkı sözlerinde; kendimi aramaya koyuldum sırayla. Zaman ve yol akıyordu bir yandan. Her insanı düşünemezdim; ama onu yapmaya da çabalamıştım. Boş boş, belirsiz anılar belirdi. Hatırı sayılır olaylar geçtiyse de hepsini unuttum ben. Hiç kimseyi suçlamıyorum. Suçlayamıyorum; elimde hiç kanıtım yok. Dünyada nefes alan her insan gibiyim bende. Farklar, benzerlikleri yaratır sonunda. Her yol aynı sona mı çıkıyor yoksa. Bende bir yoldayım, bir yolculukta, bir başkaldırışta. İçimde büyüyen yalnızlığımla... Elveda demeden herkese, bir bana bakın, bir de kendinize. Söylecek sözlerim bitti; şimdi sıra kimde?
İÇERİ ALMAYIN BUNLARI


Ertelemeli miyim? Yoksa bir sonraki karşılaşmayı beklemeden üstüne mi yürümeliyim... Gitgide artan büyük yükü, omuzlarımda taşımanın verdiği o sıcaklık, bende olmayacak yan etkiler yarattı. Eskisi kadar gereksiz olanları çöpe attım, ama yenileri eklendi. İstemiyorum dediysem de dinlemediler. Çünkü onlar bendendiler. Kirli suyumda onlar da bir kirdiler. Peşime düşmediler bu sefer; ama zorladılar beni her anımda. Yakındılar, önemsediler, gördüler beni, fark ettiler. Yanaştılar az da olsa, elimi tutmasalar da, beni kandırdılar. Dost bildiklerin tükenmez demişlerdi. Elbet bir gün anlarım, umarım geç olmaz. Geç olduğu vakit dışardakileri içeri almaya başlarım. Beni kendi kendime bırakın şimdilik...
BOŞ BOŞUNA UĞRAŞMA























Sen de kimsin? Beni bana anlatan ahmak. Çözüm önerilerinle geldiğin gibi, lütfen geri dön, uzaklaş. İkilemlerimle başbaşa kalayım. Kafamı yorayım, usanayım. Ben en iyiyim, kendi içinde savaşan bir dev. Sözüm ona beni tanıyorlarmış,size bu yolda başarılar. Tek ayağımı kaldırdığımda, ilk önce siz gülün bana. Sesimi çıkarmam. Uzaklaşırken de ilk önce siz el sallayın. Sevineyim böylece, sizin de insan olabileceğinize; ya da korkudan konuşamadığınızı görüp bazen normal davrandığınıza. Başka kelimeler de kullanmak isterdim. Sakıncası olmadan konuşabilmeyi başarabilenlere. Ama bazen sınırları çizmeden siz, o hayali sınırı çizenleri de görmelisiniz. İşte hep arkada parlayan, uzaktaki ışıklar onlar. Asıl takdiri ve saygıyı hak edenler.
       YAŞAM ALANIM DARALIYOR


Duygularımı açığa vurmak istemiyorum artık. Çevremde dönen onca sahte oyuna katlanmamakiçin.Söyleyemeyeceğimiz her söz, artık çok kolay herşey. Sadece istesen yeter. Burda olmaz dedim. Çünkü sahte buralar ya da sahte sanacağımız kadar gerçek. Bilmiyorum, emin değilim. Son kararımı sorma bana. Olmayan birşeyi söylemeyeceğim sana. Kafam güzel olsa da, duygularım yerinde, düşüncelerim de. Kahraman olmalı mıyım, yoksa köşemde, rahat yerimde beklemeli miyim? Karar aşamasında değilim. Rahat mıyım? Koca bir hayır. O rahat köşe bile dar gelmeye başladı bana. Ne yapmam gerekiyor? Bilmiyorum... Rasgele yapılan hamlelerle ayaktayım. Hatıraları bitirdim. Endişe, geleceğe odaklandı. Odak noktası yok. Belirli bir şekil, şema yok. Belirsizlik şuan için...

Alexander Hacke - Per Sempre Butterfly


Bazen sizi kimsenin anlamadığı anlar oluverir;yanınızda kimse olmaz..Kendinizi yalnız hissedebilirsiniz.Bu ergenlik sorunu;kimse beni anlamıyor problemi uzun sürebilir..Bazen beni de kendine çeken bu ergen sorunsalı aslında basittir;fakat bilerek ya da bilmeyerek bunu çözmek bizim elimizde olmasına rağmen,çözmek istemeyiz sanki..

Sorunlar sadece bizi bulurmuşcasına insanlara ve Dünya'ya olan nefretimiz;belki de üzüntümüz bazen sınırları aşabilir..Ağlamak isteyebiliriz.İşte burada müzik devreye girer bence..O anki ruh halimiz ve dinlediğimiz müzik bizi normalden fazla etkileyebilir..Mesela sinir halinde çok gaz bir death metal grubunu dinleyip üst komşunuzu öldürme girişiminde bulunabilirsiniz..Şaka tabii :)))

Neyse kısaca  Alexander Hacke'nin solo çalışmalarından Sanctuary albümünden bir parça özellikle beni çok etkiledi..uzunzamandır da bu böyle devam diyor..Etkisini halen ilk kez dinlemiş gibi hissedebiliyorum.İşte önemli olan bir çalışmada bunu yapabilmek bence..Bu başarılı ve bir başyapıt yaptığınızın göstergesidir..Her sanat çalışması için zor bir şeydir..Alexander Hacke ve emeği geçen tüm müzisyenlere, beni ağlatmaya yakın bu parçayı yaptıkları ve gerçekleştirdikleri için sonsuz teşekkürlerimi sunmak isterim..Alexander Hacke ve mükemmel albümünden en can alıcı parçalardan biri
Per sempre butterfly burada:
http://www.myspace.com/alexanderhacke



Nasum-Wrath




Nasum..Yeri geldiği zaman çok çok hızlı,bu yönünü math-core tarz gruplara benzetiyorum;belki de Nasum grubundan etkilenmişlerdir..Zaman zaman yavaşlayan kafa göz yaran öldürücü rifflere sahip bir grup oluveriyor Nasum..Çok şiddetli bir dolu yağışından sonra;yağmurun aslında size etki etmediğini bunu dolu yağışının acısından sonra yağmurun sizi pek de etkilemediğini hissedersiniz ya.İşte tarif etmeye çalıştığım da bu.Nasum'da bunu yakalayabiliyorsunuz..Deli gibi girip bir anda sizi can alıcı ritimlerle,rifflerle,yaptıkları müzikle afallatabiliyorlar..Yağmur insana zevk vermez,hele ki şiddetliyse..İşte Nasum dolu yağışa yakalanmanıza ve sonrasında şiddetli yağmurda bile nasıl zevk alınabileceğini gösteren bir grup..


http://www.myspace.com/nasumband


I USED TO THİNK


Yaşamadan bilemez insan. Her güne, dün yaptığı birşeyin yanlış olduğu gerçeğiyle uyanır insan. O şartlar altında doğru olan o değildir, tecrübe etmiştir, eğitilmiştir bir bakıma. Her pişmanlık bir serzeniş bize, yolu gösteren bir tabela yoldan çıkana. Bıçak gibi kesti rüzgar, aniden değişti hava. İşte buna benzeriz, aslında böyleyiz. Bu kadar kolay olmasa da, aklımıza geldiğinde güleriz. Aylar sonra anlamayız, kendi kendimize konuşur, değiştiğimizi hissederiz. Her yeni olayda, her yeni virajda, her yeni sapakta tekrar tekrar, tekrar eder bu sıra. Sıranın bize geldiği vakit aydınlanma vaktidir. Belki yanılıyorumdur, belki bir yerde bir yanlışım var. Ama söylenenler açık, öncesinde görünmeyen çok şey var. Sonrasında anlaşılmayan da... Eğer bu kadar kolay olsaydı, ağlamaya gerek kalmazdı. Ağlamasak da olmazdı. İşler yoluna girdiğinde ise gülmeden geçilmez bu dakika. Hayatta olman, senin için bir mucize. Bazıları için sıradan, gereksiz ve değersiz. Yaşamadan bilemez insan. Her güne, dün yaptığın yanlışları anımsayarak; çoğu zamanda yapacağın yanlışlar için başlarsın ... Bunun değerini ancak ve ancak kendini bildiğinde anlarsın...
Related Posts with Thumbnails