VAKTİ GELDİ, HİSSEDİYORUM
Size bir hikaye anlatacağım; ama inanması güç, yaşanmış mı onu da anlamak zor. Uzayın derinliklerinde, dünyaya çok çok uzak bir gezegende, bize benzer bir canlı yaşarmış. Dünyadan daha büyük olan bu gezegende, bu canlı yüzyıllardır tek başınaymış. Hep kendisinden başka birileri de vardır umuduyla bu gezegeni köşe bucak dolaşan kahramanımız, hiçbir kimseye rastlamamış. Uzun yıllardan sonra umudunu yitirmiş, bir ağacın altında oturduğu sırada, karşısındaki ağaçta bir kuş görmüş. Heyecanlanmış, yüzyıllardır hiçbir canlıya rastlamamış olan kahramanımız bu güzel, sevimli yaratığa hayran kalmış. Onunla konuşabilmek için ayağa kalkmış ve ona doğru koşmaya başlamış. Ağacın yakınına geldiği sırada seslenmiş:
- Merhaba güzel, sevimli yaratık, benimle arkadaş olur musun? Yüzyıllardır yalnız başımayım bu büyük gezegende.
Kuş cevap vermiş:
-Ey güzel insan, ben seninle nasıl arkadaş olabilirim. Ben bir kuşum. Ben hep uçarım, sen yürürsün. Ben hep gezerim, hiç kalmam uzun süre bir yerde. Sen kendi türünle arkadaş olmalısın bence.
Kahramanımız şaşırmış:
-Bana neden insan dedin, onlar da kim oluyor ? Benim onlarla hiçbir bağım yok. Onlar hakkında bilgim de yok esasen.
Kuş bilmiş edasıyla cevap vermiş:
-Onları nasıl bilmezsin. Bize çok uzak bir gezegen olan Dünya'da yaşıyorlar. Onlara benziyorsun, o yüzden sana insan dedim. Sen ne olduğunu zannediyorsun ki?
Kahramanımız ne diyeceğini bilememiş. Geçmişi hakkında bilgisi olmadığı için, ne söylemesi gerektiğine karar vermeden:
-Ben soyum hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Burada yüzyıllardan beri yalnızım. Senden önce, ne gelen vardı ne giden. İlk defa kendimden başka bir canlıya rastlıyorum. O da sensin işte.
Kuş da şaşırmış. Bu insana benzer canlının söylediklerine bir anlam verememiş. Ve söze girmiş:
-Ama hepimiz bir anne ve babadan meydana geldik. Senin annen, baban nerede ? Doğumunda yalnız mıydın yoksa ? Ve en önemlisi buraya nasıl geldin? Ben de buraya ilk defa geliyorum. Yolumu şaşırdım galiba. Ama bu gezegende neden kimse yok, ben de bir anlam veremedim. Çok çok büyük bir yer burası. Bir sürü canlının yaşaması gerek aslında burada.
-Bilmiyorum, bilmiyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum gerçekten. Kendimi bildim bileli buradayım ve yalnızım. Annem, babam var mı onu da bilmiyorum. Ama artık çok sıkıldım, benimle arkadaş olmayacak mısın sevgili kuş?
Kuş cevaplamış:
-Söyledim ya işte, olmaz. Ben çok geçmeden buradan ayrılacağım. Ailem şimdiden beni merak etmiştir. Daha çok uzun bir yolum var.
Kahramanımız üzgün bir şekilde:
-Beni burada yalnız bırakacaksın demek. Niye kimse yok ki şu koca gezegende benden başka. Eğer gideceksen, ben de seninle geleyim o zaman. Beni benzediğim insanların yanına götür. Orada hiç değilse, kendime bir sürü arkadaş bulurum.
Kuş şaşırmış:
-Seni nasıl yanıma alayım. Ben küçük bir kuşum ve kanatlarımı uçmak için kullanıyorum. Seni tutacak ellerim yok maalesef.
Kahramanımız biraz düşünmüş. Ve aklına şahane bir fikir gelmiş.
-Tamam buldum. Şöyle yapacağız. Şimdi, uzun bir çarşafı, dört köşesini biraraya getirip bağlayacağız. Sen de bağladığımız da oluşan düğümü gaganla sıkı sıkı tutacaksın. Ben de çok ağır değilim.Çarşafın içinde senle yolculuk edebilirim.
Kuş şaşırmış. Aslında çok da acımış bu yalnız kahramanımıza. Kısa süreli sessizlikten sonra, kuş cevap vermiş:
-Tamam o zaman. Bence sen insansın zaten. Başka birşey olmana imkan yok. Onlara çok benziyorsun. Ben de dünyaya uçacaktım, benimle gel ve burada yalnız yaşamaktan kurtul.
Kahramanımız çok sevinmiş, sevinçten bağırıp çağırmış, koşmuş yeşillikler arasında. Teşekkür etmiş bol bol, ağaç dalındaki, kendisini Dünya'ya götürecek o kuşa.
-O zaman hemen yola çıkalım. Ben bir çarşaf bulayım. Sen beni bekle burada.
Kuş tamam demiş başıyla ve beklemeye koyulmuş. Kahramanımız da çok heyecanlanmış ve sağlam bir çarşaf aramaya başlamış. Çok geçmeden evindeki yeni çarşafını kullanmaya karar vermiş ve kuşun yanına doğru koşar adım yürümeye başlamış.ağacın yakınına geldiğinde seslenmiş kuşa:
-Sevgili kuş,geldim ben. Düğümü de yaptım dediğim gibi. Çok sağlam oldu bence.
Hiç ses gelmemiş söylediklerine karşın. Kahramanımız şaşırmış. Onu almadan gitmesine imkan yokmuş. Seslenmiş uzun uzun, çevreye bakınmış dikkatlice; ama görememiş kuşu. Kendini kandırılmış hissetmiş, soluk soluğa bir ağacın altına sinmiş ve öylece kalakalmış saatlerce. Uzun bir bekleyişten sonra umudunu kesen kahramanımız, bu koca gezegende sonsuza dek yalnız kalacağından dem vurarak yürümeye başladığı sırada bir ses duymuş uzaklardan. Acı bir haykırış, içleri burkan bir ses. Koşmaya başlamış sesin geldiği yöne doğru ve o anda da yerde yatan birşey görmüş. Hızlanan kahramanımız yerde yatan şeyin yanına geldiğinde, onun biraz önce onsuz gittiğini sandığı kuş olduğunu anlamış ve o anda ağlamaya başlamış, çok üzülmüş. Acaba başına ne geldi diye düşünmeye başlamış. Kısa da olsa ümitlenmesini sağlayan bu kuşu sevmiş olan kahramanımız, ölmüş halde hareketsiz yatan kuşun yanında, buna neyin sebep olduğunu merak ederek öylece oturmuş. Yoksa buralarda kendisinden başka birileri de mi var diye düşünmeye başlamış. Ve gezegenini bir kez daha tümüyle dolaşmaya ve başka hayatlar olup olmadığını araştırmaya karar vermiş. Merak ettiği insanlığa ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmayı göze almış. Onlara ait olmadığını, onlar gibi olmadığını ve aslında onlarla hiçbir bağının bulunmadığını anlayamayan kahramanımız, kuşun onu insanlara benzetmesinden yola çıkarak, kendine yeni bir amaç edinmiş. Boşa çıkacağından habersiz, yıllar sürecek bu araştırmasına başlamış bir umutla. Anlayamamış, olmayacak hayaller peşinde koştuğunu. Kendi kafasında yarattığı kuşun, aslında var olmadığını öğrenene dek korumuş kararlılığını. Bir gün karşılaşacağı, ona benzeyen, onun gibi birilerinden habersiz.